U17 Milli Takımı Teknik Direktörü Soykan Başar: Arda Güler’e verilen şans keşke Ömer Faruk Beyaz’a da verilseydi…

Sportif başarısızlık, ekonomik krizler, üst üste yaşanan sakatlıklar, cezalar ve Covid-19 pandemisi, normalde 3 büyüklerde oynama şansı genç yetenekler Arda Güler, Muhammed Gümüşkaya, Osman Ertuğrul Çetin, Çağtay Kurukalıp, Bartuğ Elmaz ve Işık Kaan Arslan’a, ‘sahaya çıkıp kendilerine gösterme fırsatı’ verdi, onlar da bu şansı en iyi şekilde kullandı. Bu oyuncuları 3 büyüklerde oynadıkları için biliyoruz. Peki ya bilemediklerimiz?

Tarihte görülmemiş biçimde 3’ü birden şampiyonluk yarışına aylar önce havlu atan Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın ekonomik açıdan da kötü durumda olmaları, gözleri otomatikman altyapılara çevirdi. 3 kulübün de taraftarları, “Mevcut takım başarısız ve umut vermiyor, sezon sonu fazla transfer yapma şansımız da yok, o zaman genç futbolculara şans verelim, içlerinden biri bile iyi çıkarsa bizim için kârdır” düşüncesinde. Söz konusu takımlar sezon içerisinde çok fazla sayıda sakatlık, ceza ve Covid-19 problemi yaşayınca taraftarların dileği gerçek oldu ve Beşiktaş’ta Serdar Saatçı, Emirhan İlkhan, Fenerbahçe’de Arda Güler, Muhammed Gümüşkaya, kaleci Osman Ertuğrul Çetin, Burak Kapacak, Çağtay Kurukalıp, Galatasaray’da Bartuğ Elmaz, Işık Kaan Arslan, Berk Balaban gibi normalde oynama şansı olmayan genç yetenekler kendilerini gösterme fırsatı buldu. İyi ki de böyle oldu, bu gençlerin bir tanesi bile kendilerine güvenenleri mahcup etmedi. Başta Arda Güler ve Emirhan İlkhan olmak üzere her biri Türk futbolunun gelecekteki yıldız adayları olarak görülüyor.

Saydığımız bu isimler, hepimizin 3 büyüklerin maçlarında görme şansı bulduğu, göz önündeki oyuncular.

Peki ya göremediklerimiz?..

Adları ne, hangi kulüplerde oynuyorlar, özellikleri ne?

Tüm bu soruların yanıtlarını Türkiye’de altyapıları en iyi bilen, kendilerini futbolcu yetiştirmeye adamış antrenörlere sorduk… U17 Milli Takımı Teknik Direktörü Soykan Başar, Bursa Yıldırımspor U19 Takımı Teknik Sorumlusu Kemal Yavuz, Samsun Kadıköyspor Futbol Şube Sorumlusu Hakkı Yeşilyurt ve Altınordu ile Fenerbahçe altyapılarında antrenörlük yapan Gençlik Gelişim Şef Scoutu Serhat Pekmezci hem tespit ettikleri genç yeteneklerin isimlerini açıkladı hem de bu oyunculardan en iyi verimi nasıl alabileceğimizi anlattı…

SOYKAN BAŞAR: ARDA GÜLER’E VERiLEN ŞANS KEŞKE ÖMER FARUK BEYAZ’A DA VERiLSEYDi

– Bir an önce kulüplerin gençlere güvenmesi oynatması lazım. Arda Güler aslında herkese çok iyi bir örnek oldu. Oysa Ömer Faruk Beyaz’a aynı şans aynı süre verilmedi. Fenerbahçe, ona da böyle güzel bir şans verseydi Ömer Faruk da Arda gibi parlardı. Ömer Faruk da çok büyük bir yetenek. Biz, onunla Ege Kupasını İngiltere’yi 2-1, İspanya’yı 2-0 yenerek kazandık. Hemen hemen her maçta golü vardı. Ofansif oynamayı seven, çok iyi anahtar paslar atan zeki ve soğukkanlı bir oyuncudur. Daha duygusal bir yapısı olduğu için duygularıyla oynar. Sevildiğini ve güvenildiğini hissetmesi lazım. Hocasının onun kalbine girmesi lazım. Şimdi Avrupa’da biraz yalnız kaldı, keşke Arda gibi Fenerbahçe’de parlayıp gitseydi.

– Gençler böyledir, kimi çok fazla motivasyon ister kimi yumuşak konuşmadan anlar, kimi kurgusal konuşmaları sever. Sonuçta hepsi gencecik çocuklar.

– Gençlerin yetişmesinde teknik adam çok önemli. Mesela Önder Karaveli olmasa Emirhan İlkhan acaba A takıma bu kadar çabuk çıkar mıydı bilemiyorum. Önder hoca altyapılarda çalıştığı için her şeyi daha net görüyor. Emirhan’a bir yol, bir kapı açtı, Türk futboluna sundu. Önder hoca gençlere şans verdiği için gençler de ona artı değer kattı.

– Kulüplerde A takım teknik direktörü ile altyapı antrenörleri ortak çalışmalı. En azından yardımcıları altyapıları sıkı takip etmeli, iyi gördüğü oyuncuları mental, fiziksel ve yetenek anlamında özel çalıştırıp ileriki yıllarda geçişi kolaylaştırmalı. Türkiye’de koordineli ve ortak çalışma olmadığı için bu işler iptidai yürüyor. Duyduğumuz kadarıyla A takım antrenörleri, altyapı antrenörüne “Bana sol bek yolla, kanat veya golcü yolla” diyor ve o oyuncular A takıma gidiyor. Oysa doğru olan, kendisinin izlemesi ve direkt çağıran kişi olmasıdır.

ALTYAPILAR iLE ÜSTYAPILAR AYNI ÇATI ALTINDA OLMADI

– Altyapılar ile üstyapılar aynı çatı altında olmalı, olamıyorsa da izlenmesi, entegre olmalı

– Bir oyuncuya 2 milyon Euro veren takım bir oyucu eksik alsın, o parayla alt yapıya tesis yapsın.

– Koca Fenerbahçe’nin sadece 1 tane antrenman sahası var. Orada 14-15-16-17 takımları ve yeni kurulan kadın takımı çalışıyor. Sadece U19 çim sahayı kullanabiliyor.

– Koca Beşiktaş’ın Fulya’da Hakkı Yeten Tesisi var ve bütün altyapı takımları oradaki tek sahada çalışıyor. Sadece U19 takımı Nevzat Demir Tesisleri’nde çalışıyor.

– Galatasaray’da A takım ve altyapı aynı yerde. Üç tane altyapı sahası var. Saha olarak en iyileri Galatasaray ve Kasımpaşa.

– 3 büyüklerin dışında Altınordu’nun 4-5 tane çim sahası, 1 suni sahası ve 1 eğitim koordinasyon sahası var.

– Konyaspor’un 3 çim sahası var.

– Samsunspor’un 4-5 çim sahası, 1 suni sahası ve konaklama tesisi var… Sivasspor, Göztepe, Manisaspor da altyapıya önem veren kulüpler.

– Bizler altyapı konusunda gerçekten çok geç kaldık. Avrupa bunu 50 sene önce yaptı. Bizler, işimiz gereği çok fazla uluslararası maç oynuyor ya da izliyoruz. Misal, İtalya U17 Milli Takımı’nda en fazla 3 tane yetenekli oyuncu gördüm bizde ise 7-8 tane. Sonra onlar bizi çalışma prensibi, atletik yapı ve şans verme işin içine girince geçiyorlar.

– Gelecekteki A milli takımımızın çok güçlü olacağını inanıyorum, özellikle 2005 ve 2003 grupları çok iyi… 2-3 sene içinde A Milli Takım’da bu çocuklar oynayacak. Çok büyük başarılar kazanmalarını bekliyorum.

– Bir genç kendini geliştirmek istiyorsa genel antrenmanın yanında mutlaka bireysel ve mevkisel çalışası gerekiyor. Yabancı ligleri, özellikle de İngiltere ligini seyretsinler.

– Türkiye’de futbol geri gitmiyor, tam tersine çok daha iyi bir jenerasyon geliyor. Kulüplerin bu kadar borçlanması hayra vesilesi olacak. Her şerde bir hayır vardır derler. Altyapılara mecburen önem verecekler. Örneğin Trabzonspor Abdulkadir Ömür ve Yusuf Yazıcı’yı kiralık olarak veriyordu, transfer yasağı gelince elinde tuttu, oynatmaya mecbur kalınca ikisi de yıldızlaştı, A milli takıma çıktı. Mecburiyetten iki yıldız doğdu.

– Türkiye’deki gençlerin okul ve futbolu sorunsuz bir şekilde bir arada götürmesi çok zor. Biz bu sorunu halledemedik. Avrupa’da çocuğa milli takım davetiyesi bile gitse, okuldan izin almak zorunda. Bizde koordineli değil. Oysa bilinçli, eğitimli kişi her işte daha başarılı olur.

U17 Milli Takımı Teknik Direktörü Soykan Başar: Arda Gülere verilen şans keşke Ömer Faruk Beyaza da verilseydi...

KEMAL YAVUZ: SON DÖNEMDE PARLAYAN GENÇLERi COViD-19 SÜRECiNE BORÇLUYUZ!

– Bugün Türkiye’de Arda Güler, Çağtay Kurukalıp, Emirhan İlkhan, Bartuğ Elmas, Miraç Örçen konuşuluyorsa, bu gençler şans buluyorsa bunu Covid-19 pandemi sürecine borçluyuz. Covid-19 nedeniyle tribün geliri düşünce kulüpler ekonomik olarak daraldı, gençlere yönelmek zorunda kaldılar. TFF kulüplere oyuncuyu profesyonel yapmadan altyapı lisansıyla onatma izni verdi. Bu izin olmasaydı ne amatör ligler ne de üst ligler bu gençlere kapılarını açmayacaktı.

– Türkiye’de futbolla eğitimi bir arada yürütmek çok zor. Öğrenci hafta arası maça gitti mi, okuldaki yoklamada ‘yok’ yazılıyor ve yıl sonunda devamsızlık tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Okullarla kulüpleri bir arada tutabilecek, ortaklaşa hazırlanan bir yönerge, bir paralellik gerekli. Çünkü bir çocuk 18 yaşına kadar bir yere gelemezse 3. lig veya 2. lige çıkamazsa, bir anda işsiz, ekonomik sorunlarla yüz yüze, geleceğe dair sorunlar yaşayan genç olarak ortada kalıyor. Avrupa’da bir çocuk yılda 10 bin saat antrenman yapıyor. Türkiyede bu süre 2 bin 400 saat civarı. Hafta için en az 3 defa gelip her birinde minimum 1 saat 40 dakika antrenman yapmalı. Ancak bizde böyle olmuyor, çocuklar bazen hafta arası 1 gün ve daha çok okulların olmadığı cumartesi, pazar gelebiliyor.

ARDA GÜLER’i COMOLLi iSTEMEMiŞTi

– Kulüplerin gençlere bakış açısını anlatmak için en iyi örnek, gündemdeki isim olan Arda Güler’in Fenerbahçe’ye transferidir. Arda izlenip beğenildikten sonra dönemin sportif direktörü Damien Comolli’ye rapor sunuldu ama “Alınmasın” cevabı geldi. O dönem Fenerbahçe altyapısında çalışan Serhat Pekmezci hoca, “Biz almazsak Beşiktaş veya Galatasaray kapar” kelimesinin de yer aldığı bir başka rapor hazırlayıp bunu başkan Ali Koç’a ulaştırınca transfer edildi.

– 27 yılık tecrübeme dayanarak, Türkiye’de futbolun gelişmesi için gençlere önem verilmesinin ve yabancı sınırının düşürülmesinin şart olduğunu söyleyebilirim. Bize hep ‘Dünya yabancı sayısını serbest bırakıyor’ deniyor ama İngiltere’de, Premier Lig ve Championship’te 2004’lü oyuncu oynatan takımlar var, bunu konuşan kimse yok.

– Bizde genç oyunculara da, teknik adamlara da 3 maçlık bile sabır yok. Bu yüzden teknik adamlar da koltukta ne kadar kalacağının derdine düşmüş durumda. Avrupa’da bizdeki gibi rahat teknik adam kovamazsınız. Teknik adam kendini güvende hissederse genç oyuncuya şans verir, risk alır. Bizde hâlâ Arda’ların, Emirhan’ların çıkıp A takımda süre alması büyük sansasyon olarak gözüküyor.

– Bence alt yapıdan oyuncu oynatma yasası çıkarılması şart. Böyle bir yasa çıkarsa 5 yıl sonra hem bütün kulüpler borçlarını kapatır hem ligimiz keyifli hale gelir hem de Avrupa’da başarılı oluruz.

HAKKI YEŞiLYURT: ÖNCELiKLE BiR ÖZKAYNAK FELSEFENiZ OLMALI

“Kulüp olarak; oyuncu bulma/geliştirme/oynatma/pazarlama konusunda bir ‘felsefe’ sahibi olmanız gerekli öncelikle. Olmazsa olmaz koşul bu.

Sonrasında ise güçlü bir futbol özkaynak felsefesi için nelere ihtiyaç var, sorusuna cevap aramak lazım:

1. Potansiyelli insanlara.
2. Güncel bilgilere.
3. Sporculara yeterli çalışmalar yaptırabilecek zamana.
4. Paraya.
5. Günün şartlarına cevap verebilecek tesislere.
6. Sabırlı olmaya.
Bu başlıklarımıza firesiz tatmin edici cevaplarımız var ise projektörü oyuncu seçme kriterlerimize yöneltebiliriz.
Neler mi bunlar?
1. Oyuncunun sahadaki tavır ve davranışları.
2. Topa ilk teması.
3. Durumu ne kadar hızlı okuyor ve baskı altında nasıl kararlar veriyor.
4. Odaklanma düzeyi.
5. Adım frekansı.
6. İç-dış/zayıf-güçlü rakiplere karşı performansı.
7. Özgüven derecesi.
8. Takım arkadaşları, rakip oyuncular, hakemler ve seyircilere karşı görüntüsü.
9. Aile ve okul boyutu.
10. Sosyal medya kullanımı.
11. Kanat oyuncuları her iki ayağını da kullanabiliyor mu?
12. Stoperlerin oyun kurabilme becerileri var mı?
13. Ekip çalışmasına uygun mu?

Liste uzar…

Tabii bir özkaynak felsefeniz var ise anlam kazanır bu.”

SERHAT PEKMEZCi: AKADEMi ANTRENÖRLERi PLANLARINI OYUNCU YETiŞTiRMEYE DEĞiL MAÇ KAZANMA ÜZERiNE KURUYOR

– Altyapıdan genç zor yetişiyor zira, akademi antrenörleriyle scouting antrenörleri aynı dili konuşmuyor. Akademi antrenörü olmak için Pro Lisans gerekiyor, fakat bu lisansı almak gerçekten çok zor. Böyle olunca birçok takım diploması olan birini buldu mu, bu hocanın kendini güncelleyip güncellemediğine, geliştirip geliştirmediğine, kaç makale yazdığına, kaç makale okuduğuna, tespitlerinin neler olduğuna bakamadan görev veriyor.

– U13’ten itibaren akademi antrenörleri bütün plan ve organizasyonlarını oyuncu yetiştirmek yerine müsabaka kazanmak, takımına derece yaptırmak üzerine kuruyor. Kulüp başkanları doğru insanla çalışıp çalışmadığını doğal olarak bilemez. 13-14-15-16 yaş takımları maç kazanınca her şey iyi gidiyor sanıyorlar. Oysa performans yaşı 17’de başlar. 16’da ancak çok çok özel yeteneği olan çocuklar ortaya çıkar ve erken yaşta performans oyuncusu olur. Akademi antrenörü 1.45 metre boyundaki çocuğa tahammül edemiyor çünkü yarışmacı ve maç kazanmak istiyor. Oysa o çocuk yetenekli, 17 yaşında 1.70 olacak. Bu yaşlarda bazen boya, bazen kas yapısına takılıyoruz; ya güçsüz ya da kısa diye kenara atıyoruz. Oysa öğrenme becerisi, merkezi sinir sistemi, algı açıklığı, hareket kabiliyeti, beden zekâsı, topa ilk dokunuşu, aile ilişkileri çok daha önemli. Diğeri zamanla gelişecektir. Örneğin Arda Güler Fenerbahçe’ye gelince, 14-15-16 milli takımlarına seçilemedi, 17 milli takımına seçildi. Çünkü o süreçte Fenerbahçe de doğru antrenmanlar yaptı, kuvvetlendi, doğru beslendi ve güçlü bir irade ortaya koydu, gelişti ve milli takıma seçildi.

MESSi MiLLi TAKIMA iLK KEZ U20’DE ÇAĞRILDI

– Bir başka çarpıcı örnek Lionel Messi’dir. Messi milli takıma ilk kez U20’ye çağrıldı. Zira bu çocuklar ağır ağır, üzerine koya koya gelişiyor. O yıllarda kendi takımlarında oynayan fiziken güçlü çocuklar şu an yok ama 13-14 yaşlarında çelimsiz çocuklar gelişiyor, futbollarıyla büyülüyor. Çocuklara bir proje olarak bakılmalı, üzerinde uzun vadeli çalışmalı, her günleri, her ayları özenle geliştirilmeli, tıpkı olimpiyata hazırlanan bir sporcu gibi çok yönlü geliştirilmeli, özgüven kazandırılmalı.

– Bu konuda İngiltere 2011’de futbol antrenman bilimcileri, sosyologlar, çocuk psikologları ve pedagoglar oturup tartıştı ve bir manifesto yayınlayıp U16 liglerinin altında kalan tüm ligleri kapattırdılar. Zira o liglerde görev yapan antrenörler müsabaka kazanmak için kaslı, kemikli, güçlü oyuncuları tercih ediyordu. Bu da o yaşlarda zayıf çelimsiz ama çok yetenekli, algısı açık oyuncuların kenarda kalmasına sebep oluyordu (Tıpkı bizdeki gibi). U16 Gelişim ligleri oynanmayınca U12-U13-U14-U15 seviyesindeki çocuklar haftada bir müsabaka oynamak yerine turnuvalara gidip oynadılar. Bu turnuvalarda şampiyonluk yok, liderlik yok, fikstür yok. Böyle olunca antrenörler üzerindeki baskı kalktı. Yetenekli çocuklar yeteneklerini sergilediler ve İngiltere tekrar oyuncu üretir hale geldi.

ESKi FUTBOLCU VE AKADEMi MEZUNLARININ HEGEMONYASI

– Türkiye’de futbol antrenörlüğü kurslarına katılmak çok zor. Bu sektöre ya spor akademisini bitirenler ya da eski futbolcular girebiliyor. Başka bir yolu kesinlikle yok. Yabancı dil biliyorsun, yeteneklisin, araştırmacısın, bunların hiçbir önemi yok. Belki bilgisayar mühendisisin, belki genetik mühendisisin, belki ziraat mühendisisin ama futbola da ilgin var, yeteneğin var, farklı bir gözün, farklı bir zekân var, ama önün tamamen kapalı. Türkiye’de 20 bin antrenör var, bunların yarısı eski futbolcu, yarısı spor akademisi mezunu. Bilgisayar, işletme siyasal okuyan, bu işe kafa patlatıp yeteneğini niçin sergileyemesin?
Bağımsız futbol derecelendirme kuruluşları futbolu denetlemezse bu ülkeye liyakat gelmez. “Ben onu tanıyorum yıllarca yan yana oynadık”, “Ben yedi yıl X takımında forma giydim”, “Ben şu kadar kez milli oldum”, “Bu kulübe bunca yıl hizmet etti şimdi paraya ihtiyacı var” diyerek bu iş yapılmaz. Şunu anlayalım ki geçmişte futbol oynamanın çocuk eğitmeye bir faydası yok. Dünün bilgisiyle yarına çocuk yetiştiremezsin. Ben de eski bir futbolcu ve akademi mezunuyum ama rekabet istiyorum. Tek tek bakın bütün takımlara, bakın kimler çalışıyor? Ya eski futbolcu ya spor akademisi mezunu. Neden diğerlerini sistemin dışına atıyoruz, bundan ne kazancımız olabilir?

– U14-U15-U16’da Almanya, Brezilya, İspanya hariç hepsinden iyiyiz ama 17-21 arası o kadar plansızız ki çocuklar oralarda kaybolup gidiyor. Hep erken gelişen yıldız arıyoruz. Elimizdeki her bir oyuncu farklıdır. Kimi 16 yaşında parlar, kimi 21 yaşında parlar. Kimi üç büyüklerde oynar, kimi de Anadolu takımına gider orada yıllarca orta derecede oynar.

Galatasaray UEFA Kupası’nı kazandığında, milli takım Dünya 3’üncüsü olduğunda ‘Biz bu işi hallettik’ dedik, oysa o gün iflas ettiğimiz gündü. Sadece çocuklarımıza fırsat verince, güvenince dünyanın hiçbir ülkesinden farkımız olmadığını, işe yeni başladığımızı, böyle gidersek başaracağımızı anlamamız lazımdı. Ama biz ne yaptık? 3 yabancıyı 14’e kadar çıkarttık. Yabancı sayısını artırarak yabancılarla yarışamazsın ki. Sen üretmiyorsun ki. Bugün milli takımda sağ bekin, sol bekin yok.

SON DÖNEMDE GENÇLERiN PARLAMASININ NEDENLERi

– Transfer yasağı, ekonomik darboğaz ve pandemi iyi bir jenerasyon yakalanmasını sağladı. Bunun sürekliliğini sağlayabilmemiz için her üniversitede çalıştaylar düzenlenmeli, sadece Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulları değil herkes fikrini sunmalı, burada neyi yapamadığımız ortaya çıkacaktır.
Amatör diye takımları gelişim liglerine almamak büyük hata. Arabayatağı, Samsun Kadıköy, Adana Kanaryaspor, Gölcük Karadeniz, Denizli Çamlık, Kuşadası Küçükada gibi bir sürü amatör takım var. Ve bu takımlar vaha gibi. Bu takımların hedefi oyuncu yetiştirmek. Bunların yukarı çıkmak gibi bir dertleri yok, okulları tarıyor çocuk buluyorlar. En yaşlı grupları U16 oluyor, çok yararlı takımlar bunlar. Bu gibi takımlar çoğalmalı desteklenmeli. Şehir takımlarının şımarıklığı ve tembelliği ancak böyle ortadan kalkar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.